Bostancı'da eski oturduğumuz apartmanda bir Osman Bey vardı. Osman Bey, oldukça sert bir adamdı. Diyelim ki, oğlu Hasan bir dersinde zayıf mı almış, önce iyice bir azarlama sonunda da bir Osmanlı tokadı. Ya da eve geç mi kalmış, Ramazan'da iftara pideyi soğuk mu getirmiş, bunu hemen tüm apartman öğrenirdi. Hasan sıradan, herkesinki gibi bir çocuktu. Televizyon seyretmeyi, oyunoynamayı, top peşinde koşturmayı seven biriydi. Arada sırada asansördekarşılaştığımızda başını eğerdi. Babasıyla arasındaki şiddet yüklü ilişki, onu çekingen, kendini rahat ifade edemeyen bir çocuk olarak yetişmesine yol açmıştı. Bahariye'ye taşındığımız zamanki, bir başka komşumuz Haluk Bey ve AlaraHanım'ın kızları Felara ile olan ilişkisi ise tamamen farklıydı.Onlarla yaşadığım bir anımı paylaşacağım. Bir gün onları ziyarete gitmiştim. Komşumuz olan Haluk Bey ile AlaraHanım'ın 10 yaşındaki kızı Felara, anne ve babasının istemediği birşeyi yapmış ve yakalanmıştı. Okuldan gelince ayakkabılarını çıkarmak zor gelmişti ve ayakkabılarını çıkarmadan odasına kadar gitmişti. Evin koridoru boyunca topraklı ayak izleri çok belirgin görünüyordu. Annesi Alara, topraklı ayak izlerini görünce yüzünü ekşitti, ve Felara'ya; "Felara haydi, ceza odasına" diye seslendi. Ben daha büyük bir merakla, bir yüz mimiğiyle izin isteyip Haluk Bey ile birlikte kalkıp Alara Hanım ve Felara'yı takip ettim. Ceza odası, evin kullanılmayan odalarından biriydi. Odanın girişinegöre sağ taraftaki duvar boyunca tavana asılmış sekiz-on tane balonvardı. Sol tarafında ise, yine ipleri tavana bağlanmış olarak kırmızı balonlar havada duruyordu. Annesi, Felara'ya "haydi, al bakalım iğneni." Felara, odada bir komodinin üstünde duran kadife kaplı bir kutudan bir çuvaldız aldı. Ne olacak diye beklerken, annesi biraz sertçe seslendi, "Hadi, dedim sana!!!" Felara ise elinde çuvaldız, üzgün ve tedirgin bir ses tonuyla, "ama anne yapmayacağım, bir dahaaa…" Annenin kararlı bakışlarını gördükten sonra, Felara, 10 yıl hapsemahkumiyet kararını henüz duymuş ve sinirlenmiş bir suçlu edasıyla; "peki, o zaman" diyerek elindeki çuvaldızı hızla kırmızı balonlardan birine batırdı ve balon "PAATTTT" diye patladı. Ben şaşkınlık halinde olan biteni izlerken, Alara, Haluk ve Felara kahkahalar içinde gülüyorlardı. Bir an acaba cezalandırılan ben miyim, diye düşünürken, Felara yerdenotobüs bileti büyüklüğünde, üstüne bir parça kırmızı balon parçasıyapışmış bir karton aldı ve üstündeki yazıyı okumaya başladı. "Hüküm verildi. Felara bir parti verecek, altı arkadaş çağıracak, pasta yenecek ama bütün bulaşıkları Felara yıkayacak." Felara, "Bu cezanın başı iyi de sonu kötüymüş." dedi. Birkaç dakika sonra salonda oturuyordu. Haluk Bey'e; "Nedir bu balonların sırrı?" diye sordum. Haluk Bey cevap verdi: "Felara yanlış bir şey yaptığı zaman, bununtekrarlanmasını engellemek için bir ceza vermek istiyorduk. Yine Felaraiyi bir şey yaptığı zaman, bunun tekrarlanmasını sağlamak için bir ödülvermek istiyorduk. Sıra dışı bir yöntem bulalım dedik, bu balon işinibulduk. 10 kırmızı balon, 10 tane de değişik renklerde balon aldık. Kırmızı balonların içine, küçük birer karton kağıda az önce duyduğungibi sempatik cezalar yazdık, renkli balonların içineyse sempatiködüller yazdık. Şimdi Alara, bir hata yaptığında gidip bir kırmızı balon patlatıyor ve içinden sürpriz bir ceza çıkıyor. Yine sıra dışı ve ödüllendirilmesi gereken bir davranış yaptığındagidip renkli bir balon patlatıyor ve içinden sürpriz bir ödül çıkıyor. Açıkçası her iki halde de, ailecek çok eğleniyoruz. Amacımız zaten çocuğumuzu cezalandırmak değil, yanlış bir şey yaptığınıhatırlatmak ve yanlış eylemlerin bir sonucu olduğunu göstermek. Bu yolubulduğumuzdan beri, evde hır gür kalmadı. Felara, onunlailgilendiğimizi derinlemesine hissediyor." İşte iki anne-baba yaklaşımı… Siz çocuk olsaydınız hangisini tercih ederdiniz? Osman Bey'in Osmanlı tokadına dayalı yetiştirme sistemini mi; yoksa Haluk Bey ve Alara Hanım'ın balon sistemini mi? Sanırım hepimiz biraz aklımızı çalıştıracak olursak yaşamdaki birçok meseleye sıra dışı ve daha iyi çözümler bulabiliriz.
Dayak cennetten çıkmadır arkadaşlar Ama ne yazık ki dayakla yola gelen kimse göremedim daha...Aklın yolu birdir hikayedeki gibi bir yaklaşımla, farklı bakış açısıyla çözülemeyecek sorun yoktur. Ders çıkarılması gereken bir hikaye...