Bizler Susuyorduk
Bilmek acı çekmektir. Ve bildik;
Karanlıktan çıkıp gelen her haber
Gereken acıyı verdi bize:
Gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
Karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
Değişime uğradı acılar.
Gerçek bu ölümde yaşam oldu.
Ağırdı sessizlğin çuvalıPablo Neruda
HRANT DİNK'İN ANISINA
KANI KANDAN ÜSTÜN GÖREN ZİHNİYETİ LANETLİYORUM.
VEYSEL BİLGİN
KANI KANDAN ÜSTÜN GÖREN ZİHNİYETİ LANETLİYORUM.
Katılıyorum. Din dil ırk farkı gözetmeksizin insanları sevebilmek insan olmanın gereği olmalı.
abd'nin bir başka oyunu 1985 yilinda bir amerikali türkiye'ye başvurarak türk vatandaşi olmak istediğini bildirdi. "allah allah!.. bayram değil, seyran değil!.. bu amerikali da eniştemiz değil... acaba niye bizi sarilip öpmek ister?" diye düşünen çikmadi yetkililer arasinda!.. tersine herkes "bak gördünüz mü, nasil itibar kazanmişiz! amerikalilar bile türk vatandaşi olmak istiyor!" diye sevindiler!... bu kişinin talebi, amerikali yetkililerin "rica"si, dişişlerinde ve hükümetteki "dost"lari sayesinde, emsallerinden daha süratli bir şekilde sonuçlandirildi!.. türk vatandaşi olmaya "çok hevesli" bu kişi ise, 1991 yilina kadar zamaninin çoğunu yine a.b.d'de geçirmeye devam etti. aslinda bu olayin 1980 yilinda bir polonyali'yi papa seçtirmekten farki yoktu... her şeyi önceden planliyan amerikan istihbarat örgütlerinin uzun vadeli uygulamasinin bir parçasi idi, ve 1991 yilinda sovyetler birliğindeki çözülmeler düşünülerek alinmiş bir tedbirdi!.. nitekim ayni yilin sonlarina doğru çok yaşlanmiş olan fener rum ortodoks başpapazi athinagoras, rusya seyyahatinde ayaği takilarak düştü, ve öldü. bir de görüldü ki, o türk olmak için can atan(!) amerikali, yeni "patrik" seçilmemiş mi?... böylece türkiye'de 550 yildir gayet serbestçe faaliyet gösteren fener kilisesi, dimitri barthalomeos adli bu ithal "patrik" ile, amerikalilarin kontrolüne girdi!.. aslinda kisa bir süre önce de ermeni başpapazi ölmüş, ermenilerin başina da kazanciyan adli bir lübnan ermenisi geçmişti... sanki türkiye'de hiç dindar rum ve ermeni kalmamiş gibi!.. şimdi o gitmiş, yerine mutafyan adinda militan bir ermeni gelmiştir. amerika böyle bir oyunu ilk olarak ismet paşa’nin bati uşakliğina soyunup mason derneklerinin açilmasina izin verdiği, marshall yardimi almaya, ülkeye yabanci uzmanlarin dolmaya başladiği 1948 yilinda oynamişti. o tarihte fener başpapazi olan maksimos amerikan baskisi ile istifa ettirilmiş, ve bir a.b.d. vatandaşi olan athinagoras "patrik" seçilmiş, truman’in özel uçaği ile türkiye’ye getirilip koltuğuna oturttulmuştur. sebep açiktir... rusya hiristiyanlarinin hemen hepsi ortodokstur ve bunlarin istanbul fener kilisesine manen yakinliği resmi bir bağliliğa dönüştürülmek istenmektedir. zaten eski başpapazin moskova ziyareti de bu amaca dayanmakta idi. 1948-1991 arasinda pek bir şey yapamamiş olmalari amerikalilari yildirmamiştir. abd'nin 1985 yilindan itibaren plan yapip "patrikhane"ye yine kendi vatandaşi birini seçtirmek istemesi bunu açikça göstermektedir. abd şimdi rusya, beyaz rusya, ukrayna ve doğu avrupa ortodokslarini kendi kontrolüne almak, ve bu ülkeleri içten fethetmek arzusundadir. meseleyi tam kavramak için biraz geriye dönüp bu melanet yuvasi fener kilisesinin tarihine bakmak gerekir. bu konuda pek çok değerli yayin var. . .. hiristiyan aleminde kiliselerin organizasyonu roma imparatoru konstantin tarafindan toplanan "iznik konsülü"nde yapilmiştir. bu konsülde kanonik kutsal kitaplar diye bilinen 4 incil seçilmiş (diğerlerinin imhasina karar verilmiştir), hiristiyanliğin itikadi prensipleri tespit edilmiş ( teslis, yani baba- oğul-kutsal ruh üçlemesi, hz. isa’nin mesih ve kurtarici olduğu, pazar günü ayini, haçin kutsalliği), ve ekümenik kiliseler tescil edilmiştir. ekümenik kilise "dünya üzerinde hem din, hem devlet işlerinde sözü geçen merkez" anlamina gelir. bunlar üç tane idi: roma kilisesi, iskenderiye kilisesi ve antakya kilisesi !.. ekümenik kilise olmak için aranan kriter de "apostolik" olmak idi, yani o kilisenin hz. isa’nin 12 havarisinden biri tarafindan kurulmuş olmasiydi. sadece bunlarin patrikliği söz konusu idi ki, roma kilisesi sonradan "papalik", yani bütün kiliselerin ve bütün hiristiyan devletlerin bağli olduğu, papa’nin bütün hiristiyan hükümdarlar üzerinde bir yetkiye sahip olduğu bir merkez haline dönüşmüştür. görüldüğü gibi resmi hiristiyan nizaminda da istanbul kilisesinin ekümenik bir statüsü yoktur. zaten istanbul o tarihte kurulmamişti bile!.. istanbul kurulduktan sonra kilisesi 381 yilinda "patriklik" statüsüne kavuşmuş, ancak hiç bir zaman 2ekümenik" sayilmamiştir. 395 yilinda roma imparatorluğu din farkliliği (katolik-ortodoks) ikiye bölünmüş, ancak hiç bir doğu roma (bizans) imparatoru zamaninda fener patrikhanesinin böyle bir özelliği olmamiştir!.. fatih sultan mehmet türk ve müslüman dünyasinin en büyük düşmani roma’.ya karşi yanina ortodoks hiristiyanlari almak istediği için fener patrikhanesi’nin varliğina dokunmamiştir. çünkü ortodoks hiristiyanlar ile katolik hiristiyanlar arasinda bizans başvekili notoras’a "istanbul’da latin külahi görmektense, müslüman sariği görmeyi tercih ederim" dedirtecek kadar büyüktü! fatih patrik gennadios’a gönderdiği berat’ta: - "kimse patriğe tahakküm etmesin!.. patrik ve maiyetinde bulunan büyük rahipler her türlü hidemat-i umumiye’den müebbeden mafur olsun!.. kiliseler camiye tahvil edilmesin!.. izdivaç ve definleri, adat-i saireleri rum kilisesi usulüne göre göde ifa olunsun!.. paskalya yortularinin icrasina devam olunsun!" diyerek geniş haklar tanimiş, ama patrikhaneyi ekümenik saymamiştir. daha sonra fransa ile kurulan iyi münasebet üzerine kanuni sultan süleyman kudüs’teki hz. isa’nin doğduğu beyt-ül lahim mağarasi, hz. isa ve meryem kiliselerinin ve civardaki hiristiyanlarca mukaddes diğer mekanlarin anahtarlarini, bakim ve temizlik işlerini katoliklere vermiştir. yukarda belirtilenler bugünün tabiriyle vicdan ve din hürriyetine yönelik olduğu ve 1924’e kadar her din mensubuna uygulandiği göz önünde tutulursa, osmanli’nin batili’dan çok daha "laik" bir anlayişa sahip olduğu anlaşilir. yani türk milletinde başkalarinin inanç ve itikatlarina saygi yokmuş gibi, ikide birde kafalarina "laiklik" civisi çakmaya kalkmak abestir. türkiye’nin bati’dan ahlak ve medeniyet hususunda öğrenebileceği hiç bir şey yoktur!.. biz onlarin bugün bile ulaşamadiklari bir hoşgörü ve insaniyeti 500 yil önce devlet anlayişi haline getirmiştik. esas konumuza dönersek, lozan’da patrikhane’yi yurtdişina çikarmak istedik... ama türkler’i avrupa’dan, hatta anadolu’dan kovmaya kararli olan batililar bu kurumu istanbul’da tutmakta israr ettiler. neticede patrikhanenin adi bile anlaşmaya geçmeden, “kesinlikle siyaset ile uğraşmiyacak, türkiye cumhuriyeti devleti’nin vatandaşi olan rum ahalinin dini vecibelerini (nikah, cenaze, v.s.) yerine getirecek bir kurum” olarak kalmasina izin verildi. atatürk zamaninda "patrik" kelimesi dahi, biri defa hariç kullanilmadi!.. fener kilisesinin başindakine "başpapaz" denildi. o bir kere de, 1930’dan sonra yunanistan’la yumuşamayi arttirmak için atatürk’ün başpapaz 2. fotios’a çektiği bir kutlama telgrafinda "fener ortodoks patriği" şeklindedir!.. nezaketen kullanimmiştir. gerek bu başpapaz, gerekse kendisine bağli metropolitler ancak t.c. vatandaşi olanlar arasindan atanabilirler. aslinda bunlarin rum olmasi da gerekmez!.. ortodoks olmasi yeterlidir. sinoid denen bu kurullar türk hükümetinin tasvip etmediği birini başpapaz seçemiyecekleri gibi, tesbit ettikleri üç aday arasindan kimin başpapaz olacağina karar verme yetkisi de, türk hükümetine aittir!.. ama 1991’den sonra rusya ve doğu avrupa’nin ortodoks devletlerini a.b.d. tahakkümüne sokma faaliyetleri hiz kazanmiştir. amerikan asilli fener başpapazi barthalameos’un, fener kilisesi'ne vatikan hüviyeti verme teşebbüsü böyle başladi. batililar, bilhassa amerikalilar ve rumlar sinsi ve sessizce bu kiliseyi güçlendirdiler ve şimdi de "ekümenlik" sifatini eklemeye çalişiyorlar!.. öyleyse ilk firsatta bu amerikan-rum tohumu başpapaz yunanistan'a postalanmali, ve fener, türk ortodoks patrikhanesi haline getirilmelidir!.. şimdi tabii "hangi türk ortodoks patrikhanesi?" diyeceksiniz!.. bakin. ayni şekilde "ermeni patrikhanesi" de kapatilmali, başpapaz ermenistan'a veya geldiği lübnan'a gönderilmelidir!.. her üç ülkeye de "biz istemiyoruz!.. siz o kadar merakliysaniz, buyurun alin!" denmelidir. türkiye'deki rum ve ermeniler, tipki türkiye'deki italyanlar gibi kilise sahibi olabilirler... ibadette serbesttirler.... ama dini lider sahibi olmalari kabul edilemez!.. biz müslüman türkler, kendi halifemizi yurt dişina göndermiş iken, hilafeti kaldirmiş iken; kimse bizden nüfusun %1'ini bile teşkil etmeyen rum ve ermenilerin dini liderinin türkiye'de olmasini talep edemez! bunu savunan, hatta "ekümen patriğin türkiye'de olmasi"ni bir "şeref" telakki edenlere hüviyet sorunuz! mutlaka ceplerinde bir mason, lion veya rotaryen karti vardir! | |
cinayet için gerçekten üzgünüm.Ama bunlarıda Unutmayalım.....
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=3595 alıntıdır.
Yargıtay: Hrant Dink TÜRKLÜĞÜ aşağıladı
Gerekçeli kararda Dink’in, Atatürk’ün “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözünü “ustaca” bir üslupla değiştirdiğine dikkat çekildi
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gazeteci Hrant Dink davasında, kurumlar eleştirilirken görüş açıklama niteliğinde olmayan küçültücü ve aşağılayıcı sözlerin ifade özgürlüğünde değerlendirilemeyeceğine hükmetti. Dink’in, eski Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 159. maddesinde tanımlanan “Türklüğü alenen tahkir ve tezyif” suçundan 6 ay hapis cezasına çarptırılması ve cezanın ertelenmesine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı itirazı reddeden Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararının gerekçesi belli oldu. Kararda, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşünün genel kabul gördüğü anlatıldı.
Ayrımcılık suç
Özgürlükçü demokrasilerde, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklamanın korunduğu belirtilen kararda, “İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır” denildi. Yürürlükten kalkan eski TCK’nın 159/1. maddesinde, devletin siyasal ve hukuki varlığının ve aynı doğrultudaki çıkarlarının korunmaya çalışıldığına yer verilen kararda, devletin varlığını oluşturan müesseselere yönelen hareketlerin yaptırım altına alınmasıyla güdülen amacın, temelde devletin tüzel kişiliğinin, saygınlığının ve hukuki yararının korunması olduğu, kişilerin ya da grupların bu amaç içinde yer almadığı vurgulandı.
Yazının bütününde hakaret bulunuyor
Hrant Dink’in, gazetede 2003 ve 2004 yıllarında birbiriyle ilintili 8 yazısının yayınlandığı anlatılan kararda, sekizinci yazıdaki “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” ifadesinin dava konusu edildiği kaydedildi. Kararda Dink’in, Atatürk’ün “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözünden çıkarım yaparak ve bu sözü “ustaca” bir üslupla değiştirerek Türklüğü aşağıladığı sonucuna, yazıların bütün olarak değerlendirilmesi sonucu varıldığı belirtildi. Dink’in tarihi olaylara bakış açısına katılınmadığına da yer verilen kararda, bu görüşlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildiği belirtildi.
Ermeni yüceltilmiş
Kararda, “Anayasa’nın 66. maddesiyle, vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk olarak kabul eden, gerek Anayasa gerekse ceza yasasıyla her türlü ayrımcılığı reddeden, Lozan Antlaşması ile de Ermeni kimliğini azınlık niteliğinde kabul eden bir ülkede, Ermeni kimliğinin korunmasını savunmak, tamamen bu güvenceler kapsamında kabul edilmiş, sanığın bu düşünceleriyle eylemi arasında atılı suç öğeleri veya kastı yönünden düşünsel bağ kurulması yoluna gidilmemiştir” denildi. Yazının yayımlandığı gazete, sanığın konumu, hitap edilen kitle, yazının muhatap kitle tarafından algılanma biçimi gözetildiğinde, kullanılan ibarenin Türklüğü tahkir ve tezyif edici nitelikte bulunduğu anlatılan kararda, Ermeni toplumunu yüceltirken Türk toplumunu aşağılamanın ifade özgürlüğü değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşıldığı belirtildi.
Düşünce değilse, eleştiri olamaz
Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertliğin suç oluşturmayacağının altı çizilen kararda, şöyle denildi: “Eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de; kurumlar eleştirilirken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. Kurumların saygınlığını zedeleyici veya yok edici, varlık nedenini tartışılır hale getiren hareketlerden kaçınılmalıdır.”
BU BAHAR DOĞUDA DAHA Bİ HIZLI BAŞLADI TERÖR OLAYLARI.KAÇTANE GENCİMİZ ŞEHİT DÜŞTÜ BİKAÇ GÜN İÇİNDE.VEYSEL EFENDİ HABERİNİZ VARMI BUNDAN.BURDA ANISINA YAZI YAZILACAK İLK İNSANLAR ONLAR OLMALI.HADDİNİZİ BİLİN!!!
malasef öyle kardeşim.önce değindiğin konuya biraz yorum ekleyim daha sonra bir yorumum daha olacak bayrağa sarılıp gelen kardeşlerimizin yası ailesi ve yakınları dışında sadece o gün anılıyor.milletimizin bir özeliği var bana dokunmayan yılan bin yaşasın.vah vah yazık olmuş deyip yasını tutmak yada (kahrolsunlar demek. yıllardır söylenir bu laflar ama hiçte kahrolmadılar aksine antibiyotik geldi dahada azdılar)işte böyle bizim insanımız hepsi böylemi değil tabi duyarlı insanlarımızın sayısı neden günden güne çoğalacağı yere azalıyor.birgün bizimde başımıza benzer olyların gelebileceğini unutmayalım.burası türkiye her an nerde ne olacağı belli olmuyor.geleyim şu hrant dink'e ben rahmet okurum arkasından ancak bu olayın büyütülmesi ve büyülmeyecek tarafı var sağolsun basınımızda öyle bir büyüttü ki yakın zamanda heykelini dikeceklerini umuyorum.neler yapmış bu insan ne yazmış ne demiş.nerelerde bulunmuş hiç bunu araştıran yok araştıracak basın özgürlüğü kalmadığı için pireyi deve yapıyorlar artık iş güç bitarafa bunlar çok önemli konular tartılmaya açık herkesi beklerim makale bölümüne bir yazı ekledim herşeyi olduğu gibi anlatıyor zaten herkese bol kazançlar.
BU BAHAR DOĞUDA DAHA Bİ HIZLI BAŞLADI TERÖR OLAYLARI.KAÇTANE GENCİMİZ ŞEHİT DÜŞTÜ BİKAÇ GÜN İÇİNDE.VEYSEL EFENDİ HABERİNİZ VARMI BUNDAN.BURDA ANISINA YAZI YAZILACAK İLK İNSANLAR ONLAR OLMALI.HADDİNİZİ BİLİN!!!
arkadaş teşekkürler bu yazdıklarını okumları onlara yeter
Arkadaşalar Veysel BİLGİN bey yani bertun eski bir üyemizdir.Kendisi fikirlerini belirtmiştir herkes katılıp katılmamakta özgürdür.Artık aktif olarak üyemiz olmaması nedeniyle kendisine cevap hakkı doğuracak şekilde isminin vurgulanarak msjlar yazılmasını uygun bulmuyorum zira cevap hakkını kullanacak pozisyonda değil.Sizden ricam bu mevzunun uzamaması.
Eminim hepimiz kadar o da şehitlerimiz için üzülmüştür.Bende şahsen şehitlerimizin mukaddes anısı önunde sizinle birlikte eğiliyorum ve hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Amacım Veysel BİLGİN i savunmak değil fakat şuan aktif olarak aramızda olmayan birinin ismini vurgulayarak msj yazmanında bize yakışmadıgını düşünüyorum.
Lütfen bu mevzu çok uzamasın.
Herkese saygılar sevgiler