ali orhun
ali orhun
28 Aralık 2010

MUTLU UMUTLU YILLARA

 

 

DOĞMANIN BEDELİ ÖLMEK,
GENÇLİĞİN BEDELİ YAŞLILIK,
SEVMENİN BEDELİ FEDAKARLIK,
DOSTLUĞUN BEDELİ PAYLAŞMAKSA;
BU GÜNLERİN BEDELİ DE HATIRLAMAK OLSUN...
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.
Allah sayımızı eksiltmeden, sağlıklı,mutlu,kazançlı ama;en önemlisi hep beraber nice yıllara.....

 
SEVGİ VE SAYGIYLA,


azref
Uzman azref
29 Aralık 2010




Yılbaşı Çamının Hikayesi....
Binlerce yıl önce, insanlar çam ağaçlarının sihirli olduğuna inanırlarmış. Çünkü kış gelince tüm ağaçlar çıplak kalıp, yapraklarını dökerken, çam ağaçları bugün de olduğu gibi yemyeşil kalmaya devam ederlermiş. Bu yüzden çam ağacını hayatın bir sembolü ve güneş ışığının, baharın yeniden geleceğinin bir işareti olarak görmüşler.
Almanya'da Martin Luther, karlı bir kış gecesi evine dönerken, ağaç dallarının arasında ışıldayan yıldızları görmüş ve o kadar hoşuna gitmiş ki, evine gidince ailesine bunu anlatmış, ama kelimelerle anlatmanın yetmeyeceğine karar vermiş olacak ki, dışarı çıkıp küçük bir ağaç kesip gelmiş ve ağacı yanan mumlarla süslemiş. İşte ondan sonra bu bir gelenek olup çıkmış. Tüm dünyaya yayılmış. İngiltere'de Kraliçe Viktoria, Prens Albert ile evlendiği gün Winstor şatosunda bir yılbaşı çamı yapılmış. Daha sonra göçmenlerle Amerika'ya da bu gelenek taşınmış.
Bir de efsane var: İsa'nın doğum gününde, tüm canlılar, bitkiler, herkes hediyeler getirmiş, zeytin ağacı zeytin, hurma ağacı hurma, elma ağacı elma vs. her ağaç kendi meyvesini getirmiş ama küçük çam ağacının getirecek hiçbir hediyesi yokmuş ve büyük ağaçlar onu göze görünmeyecek şekilde, arkaya itmişler. O zaman bir melek çam ağacına acımış ve bir grup yıldıza gelip çam ağacının dallarına konmaları için emir vermiş. Bebek İsa bu hoş görünümlü çam ağacını görünce, gülmüş ve onu kutsamış ve her yılbaşında, çam ağaçlarının her zaman çocukları memnun etmesi için ışıklarla donanmasını dilemiş.



azref
Uzman azref
29 Aralık 2010

Bir yılbaşı hediyesi
  Adam 3 yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı.
  Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı...
  Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip:
 - " Bu senin babacığım" dediğinde çok üzüldü.
Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına. Bir gece evvel yaptığından utanarak, kutuyu açtı. Fakat kutunun içi boştu.
  Kızına gene çıkıştı:
- "Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?.."
  Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı.
- " O kutu boş değil ki baba! İçini öpücüklerle doldurmuştum!.."
  Babası o kadar çok üzüldü ki, koştu, kızına sarıldı.  Beraberce ağladılar.
Adam o kutuyu ömrünün sonuna kadar sakladı.
  Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerden birini çıkarırdı.

Böyle bir kutunuz var mı? Varsa değerini bilmek gerek. Çünkü mutluluğun anahtarı boş gibi görünse de herşeyden daha dolu olan o kutunun içinde saklı.
Herkese mutlu bir yeni yıl dilerim.
azref


















gencmuhendis
gencmuhendis
30 Aralık 2010

YILBAŞI TOPLUMSAL BİR İSYANDIR!

31 Aralık gününü, 1 Ocak gününe bağlayan ge­ce yılbaşı gecesidir. Yılbaşı kutlamaları denilince de, eski yılın sona erip yeni yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır. Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte bunun Hıristi­yan Batı'nın Noel Bayramıyla da yakın ilgisi bulun­maktadır.

25 Aralık’ta başlayan ve yaklaşık bir hafta sürey­le kutlanan Noel ve yılbaşı, başta Avrupa ve Ameri­ka kıtası ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yöre­sindeki Hıristiyan topluluklarca kutlanmaktır. 1 Ocak tarihindeki yılbaşı kutlamalarının Türkiye'de de özel­likle son dönemlerde gittikçe artan bir ilgiyle kut­lanmakta olduğu dikkati çekmektedir Ancak batıda farklı anlamlar ifade eden Noel ve yılbaşı kutlamala­rının Türkiye'de yılbaşı bağlamında devam ede gelen bir tar­tışma ortamı bulunduğu bilinmektedir.

Hıristiyan Batı'da milâdî takvimin başlangıcına esas olarak Hz. İsa (A.S.)’ın doğum tarihi alınmış ve bu giderek diğer ülkelerde de benimsenmiştir. Bu bakımdan bütün Hıristiyan âlemi, Aralık ayının son haftasını, doğumun arifesini teşkil etmesi bakımın­dan, en önemli dinî bayramları olarak kabul etmişler ve bu geceyi Hz. İsa (A.S.)’ın doğum yıl dönümü olarak kutlamaktadır. Hâlbuki Hz. İsa (A.S.)’ın 1 Ocak'ta doğup doğmadığı kesin olarak belli değildir. 25 Aralık-6 Ocak tarihleri arasında doğduğu kabul edilmektedir. Bu tarihler arasında Hıristiyanlar Noel adı altında yılbaşı eğlencelerine başlarlar. Görülüyor ki, aslından uzaklaştırılmış ve tahrif edilmiş Hıristi­yanlık, Peygamberinin doğum gününde bile bir kesinlik ve bir açıklık getirmekten uzaktır.

Noel Yortusu- Christmas

Noel yortusu ya da batıdaki yaygın isimlendirilmesiyle Christmas (Kristmas) Hz. İsa (A.S.)ın do­ğumu anısına 25 Aralık'ta kutlanan tamamıyla dinsel bir bayramdır. Batı Hıristiyanları tarafından 25 Ara­lık olarak hesaplanan Hz. İsa (A.S.)ın doğum günü, Doğu Hıristiyanlarca 6 Ocak olarak hesaplanmakta, dolayısıyla doğu kiliseleri 6 Ocak tarihinin Kristmas bayramı olarak kutlamaktadır. Esasen Hz İsa (A.S.)ın doğum gününün ne zamana denk düştüğü konusunda erken dönemlerden itibaren yoğun bir tar­tışmanın olduğu ve yukarıdaki tarihlerden başka bu günün Nisan ayındaki bir zamana denk düştüğü yö­nünde görüşlerin de ileri sürüldüğü bilinmektedir. Batı Hıristiyanlarınca belirlenen 25 Aralık tarihinin Eski Roma'da güneşle ilgili kutsal bir gün olduğu ve bunun sonradan Hz. İsa (A.S.)ın doğum günü olarak adapte edildiği ileri sürülmektedir. Hatta bazı erken dönem Hıristiyan yazarların, kendi dönemlerinde, 25 Aralık kutlamalarında güneşi selâmlayan Batı Hıristiyanlarını uyardıkları da bilinmektedir.

Noel yortusu, Nisanda kutlanan Easter (Paskal­ya) bayramıyla birlikte Hıristiyanlığın en önemli bayramları arasındadır. Noel kutlamalarının vazge­çilmez folklorik unsurları arasında çam ağacı süsle­meleri ve Noel Baba inancı bağlamındaki gelenekler önemli yer tutar. Her ikisi de Kuzey Avrupa kökenli olan bu folklorik unsurların, sonraki dönemlerde Hı­ristiyanlığa girdiği bilinmektedir.

Çam Ağacı Süsleme Geleneği

Noel'de çam ağacı süslemeleri ilk kez 16. yüz­yılda Kuzey Avrupa'da ortaya çıkmıştır. Bu âdetin, eski Cermen ve Kelt dinsel geleneklerinden adapte edildiği büyük ihtimaldir. Orta doğu'dan uzak doğu­ya kadar birçok dinsel gelenekte olduğu gibi eski Kuzey Avrupa halkları arasında da yeşil ağaç verim­lilik, bereket ve üretkenliğin sembolü olarak kabul edilmiş ve dinsel bayramlarında meydanlara dikilen veya evlerde bulundurulan bir yeşil ağaç bu inancı sembolize etmiştir. Kuzey Avrupa halklarının Hıris­tiyan olmasıyla birlikte, Hıristiyan geleceğindeki "Hayat Ağacı"nı temsilen Hz. İsa (A.S.)ın doğum gününde yeşil bir ağaç (Kuzey Avrupa'da doğal ola­rak çam ağacı) süslemek ve bunun dallarına çeşitli hediyeler asmak âdeti ortaya çıkmıştır. 18. Yüzyıl­dan itibaren çam ağacı âdeti Güney Avrupa Hıristi­yanları arasında yayılmaya başlamış; kısa bir zaman sonra ise evrensel olarak Hıristiyanlarca benimsenen bir folklorik törene dönüşmüştür.

Noel Baba İnanışı

Her yıl, Hıristiyan âleminde 25 Aralık Hz. İsa (A.S.)ın doğumunun yıl dönümü kabul edilerek bir hafta boyunca çeşitli etkinliklere yer verilmektedir. Katolik ve Ortodoks kiliseleri de bu olayı sahiplenmek suretiyle Hz. İsa (A.S.)ın doğumunun hatırasına bu süre içinde üç dinî ayin gerçekleştirmektedir. Aynı hafta içinde Noel yortusu dolayısıyla çam ağaçları kesilip cadde, balkon ve evler süslendirilip ışıklandırılmaktadır. İlk defa Almanya'da 1605 yılında ortaya konulmuş, daha sonra da bütün Hıristiyanlık âlemine sirayet eden "Noel Baba" efsanesi de yaygın bir biçimde işlenmiştir. Noel Baba aslı ve mesnedi olmayan, ancak sözde iyiliği temsil eden ve bu gecelerde çocuklara oyuncak, şeker vb. hediyeler dağıtan, genellikle karla örtülü, kırmızı başlıklı paltosu ve kocaman beyaz sakalı ile temsil edilen efsanevî bir kişidir. Bu efsaneye yüklenen haksız bir güç, iyiliksever ve hoşgörü ile çocukların hatta yetişkinlerin dikkatleri ve inançları boş bir zemine çekilmektedir.

Benzer bir durum Noel Baba inancı ve bu inanç çerçevesinde yapılan âdetler için de geçerlidir. Almanya'da ABD'de ve Kuzey Avrupa ülkelerinde Santa Claus adıyla bilinen Noel inancı Almanya kökenlidir. Bu inanç da 17. Yüzyıldan itibaren Almanlar vasıtasıyla Güney Avrupa'ya ve Alman göçmenlerce Amerika'ya taşınmıştır. Santa Claus ya da Noel baba olarak adlandırılan ve Hıristiyanlarca 4. Yüzyılda yaşadığı ve İznik Konsili katılımcılarından birisi olduğu ileri sürülen Myra (Demre) piskoposu Aziz Nicholas'la özdeş olduğu söylenen şahsiyet tamamıyla efsanevî bir kişiliktir. Ruslar, onun kendi­leri için koruyucu bir aziz olduğu kanaatindedirler. Hıristiyanlar, bu şahsın Noel döneminde gökyüzünde rengeyiklerinin çektiği bir kızakla ya da yerde eşek-sırtında veya yaya olarak dolaştığına ve evlere baca­lardan inerek başta çocuklar ve fakirler olmak üzere insanlara çeşitli hediyeler bıraktığına inanırlar. İslâmî inançlardaki Hızır (A.S.)ın ve Yahudi geleneğindeki İlyas (A.S.)ın âdeta Hıristiyanlıktaki bir karşılı­ğı gibi gözüken bu inanç, Hıristiyan geleneğinin önemli bir folklorik değerini oluşturmaktadır. Öyle ki Noel Baba inancı Hıristiyan edebiyatında, sana­tında ve ticarî yaşantısında önemli ve belirleyici bir unsur olarak ağırlıklı bir yer tutmayı sürdürmektedir.

Noel Kutlamaları Dinî Bir Bayramdır

Bugün için ticari hüviyeti ön plana çıkmış olsa da bütün âdet ve törenleriyle Noel kutlamaları, yukarıda ifade edildiği gibi kökeni itibariyle tamamıyla dinsel bir bayramdır.

Bu bayramın ve bayramla ilgili olarak yapılan âdet ve törenlerin Müslümanlarca benimsenip uygulanması ise dinsel ve kültürel bir yozlaşma olarak görülmeli; böylesi bir tutumun; kendi dinî inançlarımızdan, değerlerimizden uzaklaşma ve başkalaşma sürecini hızlandırdığı, halkımıza-ülkemize yönelik Hıristiyan misyonerliği için de oldukça elverişli bir durum oluşturacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

Dünyanın her yerinde yaşayan Katolik, Protestan bütün Hıristiyanlar aynı tarihte mahalli gelenekleri doğrultusunda bu kutlamalara katılırlar. Bu kutlamalar onlar için çok önemlidir. Küsleri ve dargın­ları barıştırırlar, birbirlerine hediye alır, yaşlıları, sakatları, hastaları ziyaret ederler. O geceyi neşeli geçirmek için her şeyi unutup, kendilerini zevk ve sefaya verirler. Çam ağaçlarını süsleyerek dükkân vitrinlerine, evlerinin en değerli köşelerine yerleştirirler. Birbirleriyle tebrikleşirler. Dinî bir atmosfer içinde geçen Noel bayramı akabinde ise, yeni yıla giriş büyük bir çılgınlıkla, lüks ve israfla kutlanır. Hıristiyan ülkelerdeki dinden kaynaklanan bu eğlenceler, 31 Aralık günü en yüksek seviyeye ulaşır. İnsanlar adeta çılgınlaşarak kendilerinden geçerler. Kumar, içki, dans partileri düzenlerler. Kökeni itibarı ile dinsel bir tören olan Noel, Yunanistan ve özellik­le Hıristiyan ülkelerinde şenlikler ile kutlanırken maalesef yurdumuzda da büyük meydanlarda şenlik­lere dönüştürülüyor.

Hâlbuki bu günde yapılan içkili, kumarlı eğlen­celerin gerçek Hıristiyanlıkla hiçbir alakası yoktur. Beşeriyetin ıslahı için ALLAH Teâlâ tarafından gönderilmiş ilahi bir din, tebliğcisi olan Peygamberin doğum yıl dönümünün bu şekilde kutlanmasına mü­saade eder mi? İçkili, kumarlı ve insanı küçük düşü­ren zevklerin terennüm edildiği kutlama törenleri, İlahi bir dinin esaslarıyla bağdaşabilir mi?

Biz müslümanlar da Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünü kutluyoruz. Ama mübarek bir gece olarak, Mevlid Kandili olarak... Bu yüzden aslında yılbaşı ve Noel'in Hıristiyanlıkla da Hz. İsa (A.S.) ile de hiçbir alakası yoktur. Eğer olsa idi; yılbaşı gecelerinde kiliselerde ayinler yapı­lır, bu gece bir çılgınlık havası içinde değil, bir tak­dis havası içinde kutlanırdı. Ama gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında bulunan kiliselere bakıldığında bu gecenin zulmete bürünmüş ve içlerinden en küçük bir hareketin olmadığı görülecektir. Hz. İsa (A.S.) ile bu gecenin sefahatinin, israfının ve çılgınlığının ne alakası olabilir?

Hz.İsa (A.S.)ı biz de severiz. O'nun ve diğer bü­tün Peygamberlerin peygamberliğine inanmak İslâmiyetin iman esaslarından birisidir. Çünkü İslâm akidesine göre:

"...ALLAH'ın Peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız..."[1] Ancak, bir Peygam­bere saygı, O'nun doğum yıl dönümüne hürmet de ALLAH Teâlâ'nın emirleri ve dinî ölçüler içinde olmalıdır.

Mutlu ve Huzurlu bir sene geçirmeniz dileği ile..




gencmuhendis
gencmuhendis
30 Aralık 2010

Dini ve Kültürel Açıdan Yılbaşı Kutlamaları

Dinimizde, Noel ve yılbaşı kutlamalarının yeri yoktur. Bu yılbaşının biz Müslümanlar için, resmî ve milletlerarası bir takvim başlangıcı olmak ilgi ve alâka­sından başka hiçbir kıymet ve değeri asla yoktur. Biz Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi: Yılbaşı gecesidir. İslâm'da yeni yıl, Muharrem ayının birinci günü ile başlar. Fakat maalesef Müslümanların büyük bir kısmının haberi bile olmaz.

Bu nedenle toplumumuzda ve diğer Müslüman toplumlarda "yılbaşı kutlaması" adı altında düzenle­nen eğlence toplantıları ise, hiçbir kültürel ve gele­neksel temele sahip değildir. Bu bakımdan Hıristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları, Batı'nın körü körüne taklit edilmesinin veya Hıristiyan Batı'nın kültür ihracının bir sonucu olarak değerlendirilebi­lir. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgi­li olarak yapılan tenkitler ve gösterilen hassasiyet de buradan kaynaklanır. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efen­dimizin Müslümanlara; diğer dinî topluluklara göre farklı bir kimlik bilinci ve kültür değerleri manzumesi kazandırmak için gayret ettiği, bu uğurda saç-sakal, kılık-kıyafet, yeme-içme adabı da dâhil pek çok konuda tavsiyede bulunduğu düşünülürse, yılba­şı kutlamalarının sıradan bir kutlama olarak kabul edilmesi ve doğal karşılanması mümkün olamaz. Ak­sine, yılbaşı kutlaması, Noel ağacı süslemesi, Noel Babanın hediye bırakması gibi âdetler toplumumuz­da kültürel tahribata ve kimlik bunalımına yol aç­makta, yeni yetişen kuşakları kendi öz değerlerinden koparıp Batı'nın hayat tarzına alıştırmakta, sonra da onların değer ve inanç esaslarına sıcak bakmaya ve giderek onları benimsemeye götürebilmektedir. Böy­le olunca, Müslüman toplumların bu tür âdetler yeri­ne kendi kültür ve değerlerinden kaynaklanan alter­natif program ve faaliyetler geliştirmesi ve yaşatması ayrı bir önem kazanmıştır.

Günümüzde toplumların kültürel değerlerini, hatta itikadî ve ahlâkî eğilimlerini; sahip oldukları hayat tarzı, ekonomik yapı, yerleşim ve ulaşım im­kânı, iklim ve çevre, eğitim, folklor, örf ve âdet gibi ilk bakışta konuyla ilgisiz gözüken birçok husus de­rinden etkilemekte ve sonuçta mekanizma kendi de­ğerlerini üretmektedir. Avrupa'daki Müslüman-Türk işçilerimizin çocukları ve torunlarının bugün Batı'nın kültür ve gelenekleri altında nasıl değiştiği ve gide­rek o toplumla bütünleşmeye başladığı iyi izlenirse, toplumumuza yabancı kültürlerden taşınan veya ya­bancı toplumlara özenti şeklinde başlayan örf ve âdetlere karşı duyarlı olunmasının önemi daha iyi anlaşılır. Bunun için alınabilecek bir önlem de: Kendi kültürel mirasımızdan ve dini anlayış ve heyeca­nımızdan kaynaklanan değerleri, gelenek ve âdet­leri iyileştirerek yaşatmaya ve geliştirmeye çalış­mak olabilir.

Hiç şüphe yok ki milletler, millî örf ve adetleriyle tanınırlar ve onlarla yaşarlar. Millî örf ve adetleriyle tarih sinesindeki şerefli mevkilerini korurlar. Çünkü millî örf ve adetler, bir milletin millî kültürü­nün ve dinî inancının aynasıdır. Millî örf ve adetler, bir milletin şahsiyeti ve tanıtıcı vasfıdır. Sağlam millî örf ve adetlere sahip milletler, dinî bağları kuv­vetli ve millî kültürü yüksek olan milletlerdir. Millet­lerin örf ve adetlerine, millî kültürleri ve dinî inanç­ları güç verir ve şekil kazandırır. Hatta dinden de kuvvetli olur. Bu sebeple hiçbir Müslüman milli kül­türünde olmayan, dinî akidesine ters düşen özentilere hayatında yer vermez. Çünkü o bilir ki, Rabbi kendi­sinden olmayanlara özenmeyi ve onlar gibi sefih ha­yat yaşamayı yasaklamıştır.

Yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür. Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün de­ğildir.

Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir.

Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dinî yakından ilgilendirir. İslâm'ın beş temel amacından biri dini (müslümanların hayatında İslâm'ı) korumaktır. İslam'ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazen bununla da kalmaz, dinden çıkma sonucunu doğurur.




kedice
kedice
30 Aralık 2010

kısa bir anı:

2 gün önce gittiğim ingilizce kursunda hocamız (kendisi ukraynalı ve hristiyandır) bize yeni yıldan beklentilerini sevincini vs. vs.. anlattı ve şunu sordu:

biz hristiyanlar yeni yıl kutlamayız biz hz. isanın doğum gününü kutlarız buda 25 aralıkta başlar 6 ocakta biter. peki siz müslümanlarınki ne zaman? ve neden tüm dünya hristiyanları kutlarken siz müslümanlarda kutlama yapıyorsunuz?

ona yarım yamalak ingilizcemizle hicri takvimi muharrem ayını vs.. anlattık ama "neyi neden kutladığımızı anlatamadık.."

vesselam..





Cevap Yaz

Cevap yazabilmeniz için Giriş yapmanız gerekiyor.