\r
İSTANBUL MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI 30.DÖNEM SEÇİM ÇALIŞMALARI BAŞLATILDI.\r
TMMOB MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBESİ 29. DÖNEM GENEL KURUL SONUÇ BİLDİRGESİ\r
\r
Ülkemiz bugün Neo-liberalizm ya da küreselleşme olarak adlandırılan küresel kapitalizmin ekonomik, siyasal, sosyal politikalarının hiçbir kısıt ya da koşul olmaksızın uygulanmaya çalışıldığı bir talan alanı, emperyalizmin Ortadoğu politikalarının sonucu olarak bir yangın yeri, kendisine bu politikaları uygulama görevi yüklenmiş, kendisi de bu görevi seve seve üstlenmiş bir siyasal iktidar aracılığıyla yürütülen, siyasal İslama dayanan gericilik programının uygulama alanıdır.\r
Küresel politikaların uygulanması ile emperyalizm ilişkisi dünyada sömürüye, işgallere, katliamlara, soykırımlara, işsizlik, açlık, yoksulluk ve yolsuzluklara yol açmaktadır.\r
Emperyalizmin dünya halkları üzerindeki saldırısı artarak devam ederken, bu saldırılara karşı direnç gösteren halklar, kitlesel hareketler, mücadeleler etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır. Tüm dünyaya kapitalizmin alternatifinin olmadığı zorla kabul ettirilmeye çalışılsa da, gerçek olan emperyalist – kapitalist sistemin insanlığın yaşadığı sorunların kaynağı bir sömürü düzeni olduğudur.\r
Öte yandan dünyada emperyalizm tek belirleyici güç değildir. Bütün olumsuz ve zor şartlara rağmen dünyanın yoksul halklarının ve emekçilerinin mücadeleleri sürmekte ve çeşitli başarılar kazanılmaktadır. Küba, ABD’nin burnunun dibinde direnmektedir. Venezüella’da Bolivya’da, Nepal’de ve pek çok başka ülkede halk hareketleri önemli mevziler kazanmıştır. Güney Kore’den Fransa’ya bir çok ülkede krizin ekonomik yükünün emekçilere yıkılmasına karşı önemli direnişler yaşanmıştır.\r
Uzun yıllardır oyun alanı haline getirilmiş Ortadoğu’da sıcak savaş ortamı sürmekte, Filistin halkı İsrail eliyle boyunduruk altında tutulmakta, Irak ve Afganistan’da askeri işgaller sürdürülerek, bölgede emperyalizmin denetimi sürdürülmekte ve Yemen, İran gibi yeni işgal alanları oluşturulmaktadır.\r
Ülkemizde yıllardan beri uygulanan üretimi, yatırımı dışlayan küreselleşmeci politikalar sonucunda krizler birbirini izlemiş, ülkemiz iç ve dış borç batağına sürüklenmiştir. Oluşturulan bütçelerin en az üçte biri faiz ödemelerine ayrılmakta, halkımızın en temel ihtiyaçları olan eğitim ve sağlık harcamalarına çok az kaynak ayrılmaktadır. Gelir dağılımındaki eşitsizlik büyümüş, refah seviyesi düşmüş, işsizlik oranı gerçekte yüzde 25’lere ulaşmış, yoksulluk kronik bir sorun haline gelmiştir.\r
Özellikle AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte, 1980’lerden beri programın bir parçası olan kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi gerçekleştirildi. Ülkenin 1923’lerden bu yana kurmayı ve işletmeyi bir ölçüde başardığı, büyük ölçekli sanayi ve hizmet kuruluşları özelleştirildi.\r
Küresel - emperyalist kapitalizmin talep ve dayatmalarıyla gerçekleşen bu ekonomik yapının, yaşamlarını sürdürmek için işgücünü satmaktan başka hiçbir olanağı olmayan emekçi sınıf ve tabakalara getirdiği ise en başta işsizlik, giderek aşağı çekilen ücretler ve artan çalışma süreleri oldu. Resmi rakamlarla yüzde 15 mertebesinde olan, özellikle genç kent nüfusu içinde yüzde 25’yi geçen, mühendisler için ise, toplam mühendis nüfusumuzun yüzde 25 mertebesindeki bir sayıyı, başka bir deyişle her dördümüzden birini, "boş" gezmeye ya da meslek dışı bir işte çalışmaya mahkûm eden işsizlik; çalışmak zorunda olan kesimler ve aynı zamanda özellikle genç mühendislerimiz için bir kâbusa dönüştü. Giderek, ne olursa olsun bir iş sahibi olmak, ayrıcalıklı bir durum olarak görülmeye başlandı. İşsizliğin yarattığı bu baskı, iş saatlerinin uzatılması ve ücretlerin düşürülmesi için ortamı daha da uygun kıldı.\r
Ülkemiz emekçileri de bu şartlar altında haklarını koruma ve geliştirme mücadelesini sürdürmüşlerdir. Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ın yeniden tatil olması sağlanmış, bütün baskılara karşın emek ve demokrasi güçleri Taksim alanına yeniden çıkmıştır. IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’de yaptığı toplantıya karşı protestolar gerçekleştirilmiş, KESK öncülüğünde gerçekleştirilen 25 Kasım grevi güçlü bir şekilde hayata geçmiştir. İzmir belediye işçileri, sağlık işçileri, İstanbul itfaiye işçileri, Esenyurt Belediyesi işçileri, Sinter Metal işçileri ve Tekel işçilerinin uzun soluklu direnişleri sonuçta kazanımlar olsa da olmasa da gelecek için umutları tazelemiştir. TMMOB, MMO ve Şubemiz de emek ve demokrasi mücadelesinde yerini almıştır.\r
\r
\r
\r
\r
ODA YÖNETİMİ NEDEN DEĞİŞMELİDİR?\r
\r
\r
Yukarıdaki sonuç bildirgesi ; 23.000 üyesi bulunan İstanbul Makina Mühendisleri Odası’nın 2270 oyla ( % 10’dan daha az ) oyla seçilmiş olan 29.dönem yönetiminin sonuç bildirgesidir.Nisbi temsil olmaması sebebiyle kayıtlı makine mühendislerinin sadece % 10’nun oyuyla seçilen ve delegasyonun % 100’ünü elde eden 50 yıllık yönetimin,ilk seçildiği günden beri tüm sonuç bildirgelerinde yaptığı gibi bildirgelerde ÜLKENİN KALKINMASI,ENERJİSİ,SANAYİSİ ve MÜHENDİSLİK ADINA HİÇ BİR PROJE İÇERMEYEN İFADENİN bulunmayışı ne kadarda manidardır.\r
Demokrasi demek katılımdır,demokrasi demek kendini ifade etmektir demokrasi demek gücün paylaşımıdır,oysaki 50 yıllık IMMO’da sonuç bildirgeleri,hep aynı cümleler üzerine kurulmuş ve seçimi kaybeden grupların oda delegasyonunda hiçbir şekilde temsili sözkonusu olmamıştır.Bu sebeple adına demokrat diyen ama demokrasiyle hiçbir alakası bulunmayan bu yönetimin,sonuç bildirgelerinde kullandığı ifadeler ; 23.000 kayıtlı makine mühendisi adına yapılamaz.Aynı zamanda 23.000 üyeye sahip olması sebebiyle en büyük mesleki örgüt olan İMMO,TMMOB yönetiminide belirlemekte ve bu sadece siyaset içeren söylemler tüm Türkiye’de kayıtlı 550.000 mühendis ve mimar adına seslendirilmektedir. % 10’dan daha az bir oyla seçilmiş ve yönetimde % 100 söz sahibi olan adına demokrat diyen makine mühendisleri,her iki cümlenin birinde demokrasi diyen makine muhendisleri,50 yıldır ülke kalkınmasına,ülke sanayisine hiçbir katkıda bulunmamışlardır.\r
Makine mühendisleri odası 50 yıldan beri nükleer enerji kurulmaması sebebiyle,ülke dışına çıkan öz sermayenin,1930’larda uçak yapan bir ülkenin uçaklarını neden uçuramadığının,DEVRİM otomobilinin neden yolda kaldığının hesabının peşinde olması gerekir.\r
Sadece siyasi söylemler üzerine bir meslek örgütünün ifade edilmesi,belge veren bir kuruluştan öteye gidememesi,odanın toplum nezdinde itibarını zayıflatmaktadır.Yapılması gereken binlerce iş varken,odanın siyasi söylemlerle önü tıkanamaz.\r
Gelişmiş ülkelerin mühendislik örgütleri incelendiğinde,sanayinin çok önemli bir yapıtaşı olduğunu görmekteyiz.Üniversite,meslek örgütü ve sanayi üçgeninde mühendislik örgütleri,ürettikleri projeler,fizibilite,destek ve norm ve standart çalışmalarıyla ülkelerinin kalkınmasında birinci öncelikli paya sahiptirler.\r
Türkiye; artık mühendislerinden ve onun temsilcisi sivil toplum örgütü olan odalarından iş bekliyor.\r
Odalar,üniversite,sanayi üçgeninde ; bir an önce asli vazifesine dönerek proje üretmeli ve ülke kalkınmasının hizmetine sunmalıdır.\r
Bu sebeple ‘FİKİRDE VE YÖNETİMDE DEĞİŞİM’ talebiyle, odanın seçim çalışmalarını başlatıyoruz.\r
Hangi siyasi görüşe sahip olursanız olun,desteğinizi bekliyoruz.\r
\r
\r
HALK VERİLMEZ ALINIR sözüyle yolumuza başlıyoruz... Odaya kayıtlı %10 unun ve delegasyonun %100 nü eline geçirmiş ,sadece siyasi şov yapan ,meslektaşlarının sorunlarına uzak kalan , yenilenen Türkiye'nin yenilenen mühendislik dallarında mühendislerin söz sahibi olmasını kısıtlayan , yandaş odacılığı yapan odaya karşı demokratik tepkimizi ortaya kolayım....Yeni oluşumumuza sizide bekliyoruz..Artık odası ve piyasa tarafından sömürülen mühendisler olmaktan çıkalım ve Türkiye nin teknolojisinde-ekonomisinde-üretiminde-ve projelerinde söz sahibi olalım....1 oyda sizden olsun..Kraldan kralcı bu statikocu kitleyi bize yaptıklarını hatırlayarak oda seçimlerinde sandığa gömelim...